Tez-Koop-İş Kadın Sayı: 12

Eşitliğe Ulaşmak ve Ayrımcılıkla Mücadelede Güvencelerimiz

17:00 20.08.2021

Yazan: Av. Sema Kendirci Uğurman, Türk Kadınlar Birliği Genel Başkanı

Ülkemizde kadına yönelik şiddetle mücadelede çok önemli bir savunma aracı olan “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” yani İstanbul Sözleşmesi’nin  bilinmesi, yaygınlaşması ve kullanılması amacıyla Türk Kadınlar Birliği olarak 1,5 yıldır bir proje sürdürüyorduk. Geçtiğimiz süreçte Cumhurbaşkanlığı  bir gece resmi gazetede yayınlattığı bir kararla sözleşmeden çekilme beyanında bulundu. Bu hukuken son derece yanlış ve şiddetle mücadelede  uygulamaya da zarar verici bir işlemdi. Biz kadınlar için bu çekilmenin kısaca mesajı  şu oldu: “Siyasi iktidar  şiddetle mücadeleden vazgeçti. Şiddetle mücadele konusunda uluslararası standartlara sahip bir hukuki güvenceyi ortadan kaldırarak ,sözleşmenin mücadele için     yol gösterici hükümlerini hayata geçirmeyeceğini beyan etti.”.

Ülkemizde kadına yönelik şiddetle mücadelede çok önemli bir savunma aracı olan “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” yani İstanbul Sözleşmesi’nin  bilinmesi, yaygınlaşması ve kullanılması amacıyla Türk Kadınlar Birliği olarak 1,5 yıldır bir proje sürdürüyorduk. Geçtiğimiz süreçte Cumhurbaşkanlığı  bir gece resmi gazetede yayınlattığı bir kararla sözleşmeden çekilme beyanında bulundu. Bu hukuken son derece yanlış ve şiddetle mücadelede  uygulamaya da zarar verici bir işlemdi. Biz kadınlar için bu çekilmenin kısaca mesajı  şu oldu: “Siyasi iktidar  şiddetle mücadeleden vazgeçti. Şiddetle mücadele konusunda uluslararası standartlara sahip bir hukuki güvenceyi ortadan kaldırarak ,sözleşmenin mücadele için     yol gösterici hükümlerini hayata geçirmeyeceğini beyan etti.”.

İstanbul Sözleşmesi şiddetle mücadelede  yapılması ve  geliştirilmesi gereken politikalar konusunda yol gösteren; önleme, koruma, yargılama ve mücadele araçları için topyekûn bir işbirliğinin  olması gerektiğini söyleyen hukuki bir metin.

Kısaca bir kez daha hatırlayalım ve niçin vaz geçildiğini sorgulamak için İstanbul Sözleşmesinin  taraf devletlerden yapılmasını istediği konulara göz atalım.

Sözleşme diyor ki;

Şiddet bir insan hakları ihlalidir ve suçtur. Bu suçu ortadan kaldırmak için eşitliğin sağlanması en temel görevdir. 

“Eşitliği sağlayamazsanız şiddeti önleyemezsiniz” 

Çünkü Kadına yönelik şiddet eşitsiz güç ilişkilerinden kaynaklanmaktadır.

  • Veri toplayın. 

İstanbul Sözleşmesi diyor ki; “Elinizde sağlam ve  güvenilir veriler olmadığı müddetçe mücadelenizi  doğru yönde sürdüremezsiniz.” Oysa 2014 yılından beri , her beş yılda bir yapılması gereken  şiddet araştırmasını bile yapamıyoruz  ya da yapmıyoruz. Neden sorusunun  cevabını da siyasi iktidarın bize vermesi gerekiyor.

  • Önlemek için tedbirler alın.

Şiddeti önlemek için tedbirler alacaksınız ve kadın erkek eşitliğine aykırı geleneksel roller ve ayrımcı ön yargıları ortadan kaldıracaksınız  Şiddetle mücadele  için oluşturulacak bütüncül politikayı   hayata geçirecek,  sorumlu   kurum ve kuruluşları önce eğitip sonra   denetleyecek ve izleyeceksiniz. Bunları yaparken sivil toplum örgütleri ile beraber çalışacaksınız.

Oysa şimdi sivil toplumla ilişkiler yok denecek kadar azaldı. Alanda çalışan ve ilgililere alandan tüm dokümanları, tehlikeleri, olabilecekleri taşıma  deneyimine sahip  sivil toplum örgütleri ile masaya oturulmazsa bu bilgiler ve  veriler kimlerden  öğrenilecek? 

  • Koruma ve Kovuşturma için gerekenleri yerine getirin

İlgili tüm kamu kuruluşları ile birlikte sivil toplumla işbirliklerini geliştirerek sığınma evlerinin ve telefon yardım hatlarının açılmasının  sağlanması ve şiddet mağdurlarının bilgilendirilmelerin yapılması gerekli ve zorunlu.

  • Kadına yönelik şiddetle mücadeleye bütçe ayırın.

Kısaca şiddetle mücadelede yapılması gerekenleri özetleyen  bu sözleşmeden bir gece yarısı  çekilme kararı üzerine şimdi biz soruyoruz ; ey siyasi iktidar  siz gerçekten ve samimiyetle kadına yönelik şiddetle mücadele etmek istiyor musunuz istemiyor musunuz?

  1. Artık kadın katliamına dönüşen bu cinayetlerin yanında mısınız, karşısında mısınız?
  2. Anayasamızda da sizi eşitliği sağlamakla yükümlü kılan hükme rağmen eşitlik talebinden mi rahatsız oluyorsunuz ?
  3. Görevli, yetkili ve sorumlu olan herkese İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma çabalarınızın  6284 sayılı Yasanın da uygulanmaması anlamına gelmeyeceğini anlattınız mı, eğittiniz mi, öğrettiniz mi?
  4. En önemlisi, kadınlara yönelik şiddette ciddi bir mücadele politikası öngören bu sözleşmeden zaten niçin çıktınız?

Bu soruların cevabını mutlaka almamız gerekiyor çünkü sözleşmeden vaz geçildi beyanı ile birlikte çok büyük bir sorunla  karşı karşıya kalmış bulunmaktayız.

2011 yılında bu  Sözleşme imzalandıktan sonra, sözleşmenin öngördüğü  “iç hukuk kurallarınızı buna uygun hale getirin” hükmünden  hareketle 2012 yılında da biz kadın örgütlerinin yoğun katkısı ve çabası ile çok donanımlı  bir yasa hayata geçirildi; Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine dair 6284 sayılı Yasa. 

Temel yasalarımızın yanı sıra şiddetle mücadelede halen yürürlükte olan İstanbul Sözleşmesi ile birlikte  6284 sayılı yasa kolluk kuvvetlerini, savcılığı, hakimi, Aile Bakanlığını , İçişleri Bakanlığını, Sağlık Bakanlığını, Milli Eğitim Bakanlığını yani yetkili ve uygulamakla yükümlü tüm kamu kuruluşlarını da  bağlar.

Ancak bunu ne kadar anlatırsak anlatalım   uygulamada görevlilerden ciddi ihmaller görülmeye başlandı.  Çünkü bu sözleşmeden çekilme esnasında öyle bir algı oluşturuldu ki sanki Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine dair 6284 sayılı Yasa da uygulanmayacaktı(!)

Avukatlar  aracılığıyla,  şiddete uğrayanlardan ciddi şikâyetler gelmeye başladı; baş vurdukları merciilerden  “İstanbul Sözleşmesi kalktı şikâyete gelemezsiniz, İstanbul Sözleşmesi kalktı biz buna bakamayız, İstanbul sözleşmesi kalktı gidin Adliye’de kime ne anlatıyorsanız anlatın.”. Yani İstanbul Sözleşmesi'nden imzanın geri çekilmesinden çok daha tehlikeli bir durum ortaya çıktı. 

Gelinen noktada  Yasaya aykırı  konuşan ve uygulamayan o görevlilerin hepsi suç işliyor demektir.   Hiç kimse  6284 sayılı Yasayı uygulamıyorum diyemez. Sorumlu her kurum ve kuruluşun izlenmesi ve denetlenmesi de yine yetkililer tarafından yapılmalıdır.   

Başka bir çıkış yolu; CEDAW

Türkiye 1986 yılından beri BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) nin de tarafıdır ve  CEDAW Komitesin de  şiddetle mücadelede hangi yollar uygulanması gerektiğine dair  tavsiye kararları vardır.  Önceki yıllarda hayata geçen  19 sayılı kadınlara yönelik şiddet başlıklı   tavsiye kararı sonra  genişletilerek,  kadına yönelik şiddetle mücadelede   çok  kapsamlı  35 sayılı tavsiye kararına dönüştürülmüş ve İstanbul Sözleşmesinden sonra o da hayata geçmiştir.

 Bu kararın içindeki hükümler, İstanbul Sözleşmesi'nin devamıdır ve  gelişmiş halidir. Bu demektir ki bizim için mücadele araçları, hukuki güvenceler var ve  kullanacağız, öğreteceğiz, hayata geçireceğiz! Üstelik tüm yetkili ve görevli kamuya da sürekli hatırlatacağız;

 Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesine ve tavsiye kararlarına uymanın anayasal zorunluluk olduğunu unutuyor musunuz?

Şiddetle Mücadelemizden ve İstanbul Sözleşmesinden  vazgeçmeyeceğiz.

Kısaca  siyasi iktidarın  düşünce yapısını  ve imza çekmeye dönük  bu işlemlerini kabul etmiyoruz. Zaten işlemin iptali için  İdare Mahkemesi'nde davalar açıldı. O davaların sonucu ne olursa olsun, öyle ya da böyle yasal olarak sözleşmenin 1 Temmuz'da sona ereceğini söyleyen, hukuki hükümlerin ortadan kaldırılacağını iddia eden kim olursa olsun biz bunlara anlatmaya, öğretmeye hayata geçirmeye kararlıyız ve sürdüreceğiz. İstanbul Sözleşmesi mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!

Kadına yönelik şiddetle mücadelede bütün araçlarımızın, hukuki güvencelerimizin,  kim tarafından ve nasıl ortadan kaldırılmaya  çalışılırsa  çalışılsın,   bu ülkede bilinmesini ve  uygulanmasını   sağlayacağız.

Bizi Takip Edin